Hayal-ül tekno

Yine aylak bakkal modundayım bu aralar. İşyerinde yapacak iş yok, evde yapacak bişey yok. Hal böyle olunca tuhaf şeyler düşünebiliyorum kendi kendime, tabi bu tuhaf düşüncelerde gazetelerde hayatınızı kolaylaştıracak buluşlar vs…diye olan yazıların da etkisi var.
Şimdi ben diyorum ki; yaşadığımız hayat malum, ıvır zıvır bir sürü gereksiz şeyle uğraşıyoruz. İş yerlerinde yaşadığımız stresler üzerine cabası. Ne var yani günlük yaşantımızda da ctrl+z tuşu olsa, yaptığımız hataları kimselere çaktırmadan geri alabilsek. Ya da reset tuşumuz olsa bir yerlerimizde arada basıp dursak:D Karşımızda bizi sinir eden ya da etmeye aday birileri varsa yoksay tuşu olsa.. Allahım ne kadar güzel olur:) ilk sırada patronum ve yardakçıları olur kesin,bu tuşu kullanıma onlarla açarım.. Fotoğraf makinam yanında olmadığı zamanlarda print screen tuşu olsa, geçmesini istemediğim zamanlar için pause ya da tam tersi hemen geçsin dediğim zamanlarda ileri sar tuşu olsa. Arkamdan ne işler çevrildiğini anlamak için görünmez ol tuşu olsa, ya da özlediklerimi hemen görebilmek için ışınla tuşu. İşyerindeki, evdeki, arkadaş ortamlarındaki dırdırlardan bıktığımda mute yapıp kessem seslerini, onlar anlamsızca ağızlarını oynatırken ben gülmekten yerlere yatsam orda. Arızalı tanıdıklarım için sorun gider tuşu olmazsa olmaz sanırım benim için, malum normal insan pek yok etrafımda, o sebeple bu tuşa çok ihtiyaç duyabilirim.

Son olaraktan kendim için özellikle biri beni durdursun tuşunu istiyorum ya da fabrika ayarlarına geri dön de olabilir bunun yerine..
Şaka bir yana eğer hayatımızda böyle kolaylıklar olsaydı ne güzel olurdu di mi?
Hah işte o zaman tek favorim koy götüne rahvan gitsin tuşu olurdu.

Hadi herkese iyi haftalar,sendromsuz pazartesiler... Öptüm hepinizi...

Tecrübe =1.kazık+2.kazık+3.kazık......

Salağım ben salak,o kadar salağım ki hatta yakında bunu tescilletebilirim o derece yani. Ben herkese her haltımı anlatırım saf gibi, içimde tutamam hiçbir şeyi. Herkesi kendim gibi biliyorum ondan oluyor sanırım bu. Ama ne oluyor sonra…canım dediklerim bana canın cıksın diyor, yediğim kazıklara bir yenisi ekleniyor. Zannediyorum ki alnımda kocaman bir salaaaak yazıyor bir tek benim göremediğim..
Ben iflah olmam sanırım,zira hep böyle oldu bu..Her defasında bir daha yapmayacam,artık kimseye eskisi gibi davranmayacam diyorum ama yapamıyorum…
Bu sefer son ama..bak kayıtlara geçtim ki okudukça aklıma gelsin yediğim kazıklar.
Sürdüm savaş boyalarımı,beklemedeyim…….

Geel geeeel imana geeeel....

Sonunda insanları huzura erdirecek,imana getirecek yarışmamız da oldu ya artık ölsem gam yemem yani.. Yemekteyiz, kocam size emanet, ah be güzelim, elli sarışın vs vs derken insanları imana getireceğine inandığı bir yarışma düzenlemiş yurdum insandı...Gecelikle sunulacak gece haberlerinden sonra insanları huzura erdirecek bir yarışmamız var artık nur topu gibi….
Eşeğin şeyine su kaçırmak dedikleri bu olsa gerek. Yarışmanın ismi tövbekarlar yarışıyor gibi bişey sanırım,sloganları da huzura bu yarışmada kavuşacaksınız olacakmış. Sunucu Gülgün Feyman….
Gülgün abla ne yaptın sen yaa…? Sen ki bir zamanlar her gün değiştirdiğin saç renginle ve mimiklerinle insanları dinden imandan çıkaran kadındın. Nasıl oldu da bu yarışmada yer aldın anlamadım valla..Gerçi yapımcısı Seyhan Soyluymuş çok şaşırmamak lazım sanırım. 3 vakte kadar ellerinde patlar bu yapım..




Konu hakkında yazacak çok şey var aslında ,belki de sadece gelişmeleri izlemek en mantıklısı.



Yazıma Yiğit Özgürden bir karikatürle son verirken diyorum ki huzur islamda arkadaşlar. Kasmayın öyle kendinizi…
O değil de bu yarışmada ateistler din adamlarını ikna ederse ne olacak :D

Ah anam garip anam...

Doydun mu?
Birlikte oturduğumuz yemek masasında patlayana kadar yediğimi gördüğü halde ve masadan kaltığımı göre göre...

Uyudun mu?
Gözlerim kapanmış boyut değiştirmeme ramak kalmışken...

Geldin mi?
Her akşam kapıdan içeri girdiğimde....

Uyandın mı?
Yine her sabah koridorda karşılaştığımızda.....

Anneeeeee....bunu bana neden yapıyosuuuun?

Küçük şeyler


"Aşk acısını kadın bir erkek kadar çekmiyor,kendisini çok çabuk toparlayıp hayatına devam ediyor kaldığı yerden,ama erkekler çok zor geçiriyor ayrılık sürecini” dedi bir süre önce kız arkadaşından ayrılan bir arkadaşım. Çünkü kendisi aradan geçen onca zamana rağmen hala hayatına kimseyi sokmamış tek başına yoluna devam ederken, hatun kişisi yeni aşklara doğru yol açmıştı bile…Haklıydı belki de hatun kişisi, kendisine sevgisini gösterene yer vermek istemişti hayatında..
Bunu düşünürken aklıma geldi işte. Bir delilik haliyle seviyoruz biz kadın cinsi olarak. Ufacık, saçma sapan, saç telinden ince şeylere vuruluruz. O incecik şeyler yerle bir eder bizi. Bu yüzden hiç anlamayız "ne var bunda simdi,çok normal yaptıkları,her erkek yapabilir bunu " diyenleri. Oysa bizi yemeğe davet ettiğinizde masadaki çiçeğin rengi bile önemlidir bizim için; dinlenecek müzik, mumlarla peçetelerin renk uyumu,vs.vs….. bütün bunlar çok önemlidir bizim için...Sevince saklamayız sevgimizi, her fırsatta belli ederiz karşımızdakine küçücük şeylerle yine… Vefalıyızdır biz kadınlar.. hiç unutmayız üzerimizi örten elleri,hastayken başımızda bekleyenleri, ateşimize bakanları, terimizi silenleri..

Ama erkekler öyle mi ya…Ne kadar severlerse sevsinler saklarlar hep sevgilerini, belli etmezler bir türlü. Hep bir “erkek adam ağır olur” durumları hakimdir üzerlerinde. Sadece kıskandığını belli eder tavırlarıyla da bu kıskanmaya sebep olan duygularını açığa çıkarmazlar bir türlü. Ta ki kadın onu terk edene kadar. O zaman başlar “ben onu çok seviyorum” diye ağlamaya, ona yeniden ulaşmanın yollarını aramaya..

Sevmek ya da sevgini karşındakine hissettirebilmek küçük bir şey gibi görünür aslında. Hiç zor olmayan ama çok önemli olan…
Anlamsız geliyor erkeklere işte bu küçük şeyler… “İnsanlar geçim derdinde,bıdı bıdı bıdı bik bik bik…. kimin umurunda küçük şeyler? “ diye sevgiyi atıyorlar bir kenara… Dalıp gidiyorlar hayat gailesine,bir gün tek başlarına kalıp kendi muhasebelerini yapana kadar..

Ya da belki daha sonra aşk acısını "iyice" çekebilmek için mi kendinize saklarsınız sayın erkekler kalplerinizi?. Çünkü ömrünüz boyunca kemirip tükettiğiniz hep biz kadınların kalbi...Böylesi daha mı kolay sizin için?

Uyuzum geldi yine cemkiresim var...


Gidilen bir ortamda karşısındaki kişiyle öpmekle tokalaşmak arasında kalıp salak salak hareketler yapanlara taktım bu aralar. Arkadaşım ya adam gibi tokalaş ya da adam gibi öp di mi? Ne o öyle ayakta dikilip, etrafındakiler diğerleriyle selamlaşmak için beklerken kararsız kararsız gidip gelmeler falan.

Üzerine Allah yazan eşek kadar kolye takanlara, bir de isimlerinin yazdığı kolyelerle ortalarda gezenlere de taktım.Adam gibi bişiler takın gelin karşıma..

Uzun zamandır beni göremeyen ve karşılaşınca bana “sen biraz kilo almışsın sanırım” diyen şişman akrabalarıma ayrı bi kin beslemekteyim ayrıca.Tamam 49 kilo olan halimi hatırlıyor olabilirsin sen anladım, ama bunu böyle suratıma söylemene gerek var mı?. Siz böyle diyince, kalçalarınızda biriken yağlara bakıp “izinizden geliyorum” demek istiyorum deli gibi, bakalım hanginize nasip olacak?

Erkek çocuklarına baş örtüsü takıp resmini çektirenleri anlamak için ayrı bir çaba sarf etmek gerek sanırım. Tamam senelerce erkek çocuklarınızın çıplak resimlerini çekip aile albümüne koydunuz, sonra her ortamda “hadi oğlum göster amcana pipini” diye erkeklik ispatlama yollarına girdiniz anladım da başörtüsü neden yahu… Bu nasıl bir çelişmedir...

Erkeklerden korunmak için kendi kendine tek taş alıp nişanlı ayağına yatan hatunlara acil şifalar diliyorum zira sen kendini korumaktan bu kadar acizsen o bit kadar yüzük seni bi boktan korumaz güzelim haberin olsun.

Tuvaletlerine harekete duyarlı ampul takan işletme sahiplerine bir çift lafım olacak burdan. O ampulü kıçınıza takasım geliyo çok fena..Sayenizde el kol sallamadan işimizi halledemez olduk.

Yaptığı,söylediği herşeyi onaylatmaya çalışanlara da uyuz oluyomuşum bak yeni farkettim.Bir de msn de yazışırken "biliyorum ben aslında neden böyle olduğunu" dedikten sonra benden "neden" sorusunu duymadan tek kelime yazmayan eblek arkadaşlarıma uyuz oluyorum.Yazsana işte,yormasana beni allahın salağı.İlla sırayla mı yazmak zorundayız yaaaa..Zaten normal hayatta uzun cümlelere uyuzum bi de sen yormasana beni...


Ben çok fena gerildim yine…Bi sakinleşip geleyim en iyisi…

Ne ola bu?

Sevgili gmail, hani ben çöp kutumu boşalttığımda "Çöp kutusunda görüşme yok. 7000 MB'nin üzerinde depolama alanı varsa kimin görüşmeleri silmeye ihtiyacı olur ki?! " diye yazıyon ya canım,bak merakını giderecek sorunun cevabı burda.

Benim gibi takıntılı insanlar çöp kutularını boşaltmak isterler belki sananeeeee...Ben ki gereksiz olan herşeyi ortadan kaldırma takıntılıyım,maili silmişsem çöp kutusunda durmasının bana bi faydası olmayacağını düşünerek ordan da kaldırıyorum.Benim zevkim bu belki allah allah...Gelme bu kadar üzerime,zaten hava sıcak beynim sulanmış,devrelerim yanmış bir de senin aşağılamayla karışık sorularınla uğraşamam.

İmza:
Sıcaktan kime sataşacağını bilemeyen psikopat fare

Bitsin artık bu çile

Havalar ısındı malum, yaz artık kendini iyice hissettirmeye başladı. Bu sebepten olsa gerek memlektim insanında kıyafet konusunda bir açılıp saçılma mevcut. Hangi yöne kafamı çevirsem bu günlerde daracık kot pantolonların üzerine muhtelif renklerde yine daracık t-shirtler giyen, bu pantolonların düşük belli olması sebebiyle kıç çatalındaki kılları gözüme sokan, katır tırnağından az hallice bol kıllı ayaklarına bakmadan parmak arası terlik giyip caddelerde tur atan, kolsuz t-shirt ve sofu sakalı kıvamındaki kıllı koltuk altı kombinasyonunu marifet sayan erkekler ve sağından solundan fışkıran yağlara, kolunda ve gerdanında çıkan sivilcelere aldırmadan açık saçık giyinen, şeffaf sutyen askısı kullanan, beyaz gömleklerinin altında rengarenk sutyen takan, şekilsiz ayaklarına ve çatlamış topuklarına bakmadan her tarafı açık ayakkabılar kullanan kadınlar görüyorum. Daha bunun bir de denize girenleri olacak ki düşünmek bile istemiyorum.

Allahım lütfen yaz bitsin,kış gelsin bir an önce. Giysin herkes kazağını,montunu edepli edepli gezsin ortalarda içimi bulandırmadan.

Söylen(e)meyenler



Yaşayamadığımız birçok duygu , ya da söylenmemiş onca söz için kucak dolusu gözyaşı biriktiririz içimizde,yarım kalmış kavuşmalar, ya da dudağımızda tortusu kalmış yarım yamalak gülümsemeler için.

Bazen vermeyi düşündüğümüz sevgimizle başbaşa bırakıp karşımızdakini , yorgun gözlerimizi de yanımıza alıp, merhaba deriz yeni limanlara. Ya da sonunu bile bilmediğimiz bir hayata gözlerimiz kapalı gideriz.

Dinlenmeyi düşündüğümüz bir ağaç gölgesi ararken, bütün dağları birden tırmanmayı, bütün denizleri aşmayı öğretir bize o yeni hayatta karşımıza çıkan insan.. Ama hiçbir zaman bilmez sevgi haricinde, umut haricinde, özlem haricinde ne çok şey öğrettiğini.

Belki de bilmemesi en güzelidir kimbilir…. ?

Ben küçükken



Tavuktan çok korkardım.

Annemin içmem için verdiği sütü lavaboya dökerdim gizlice.

Salıncakta sallanamazdım midem bulanırdı(hala da sallanan çocuklara bakamam midem bulanır)

Akşam gezmelerinden eve gelirken uyur numarası yapardım sırf yürümemek için.

Portakal ağaçları çiçek açtığında onlara tırmanıp pet şişelere arı toplardım.

Çiğ patlıcan yerdim(şimdi pişmişine bile tahammül edemiyorum o ayrı)

Sabun kalıplarının üzerine resim çizer,bunları evin muhtelif yerlerinde sergilerdim.

Bahçeden solucan toplayıp şişelere koyar diğer çocukları korkuturdum.

Patladığı söylenen ampullerin neden şeklinin aynı kaldığını bir türlü anlayamazdım, kimse de anlatmazdı zaten.

Göz rengim ailedeki herkesten farklı diye evlatlık olduğumu düşünürdüm.

Annemim yumurta pişirmesine izin vermezdim içinden civciv çıkacak diye.

Ablam nereye giderse bende gitmek için ağlardım.

Kahve içersem ten rengimin koyulaşacağını zannederdim.

Bahçemizdeki adını anımsamadığım çiçeğin yapraklarını açarak sağıma soluma yapıştırıp "ben horoz oldum" diye ortalarda gezerdim.

Ablam ve ağabeylerim benden önce doğmuşlar diye onları kıskanırdım annemle ve babamla benden daha çok vakit geçirmişler diye.

Şimdi ben bu yazılanlara bakınca saf mı oluyorum aptal mı?