
Ben şu resmini gördüğünüz evde doğdum, o mahallede büyüdüm. Çok güzel bir çocukluk yaşadım kendimce. Kimilerine göre şanslıydım o mahallede yaşadığım için, kimilerine göre şanssız.. Evimizin arkasında kocaman bir arsa vardı her sene farklı bir şeylerin ekildiği. En son hafızamda kalan ekilen buğdaylardı ama..Ekinler toplandıktan samanları yakarken kolumdaki naylon bilezikler tutuşmuştu, hala durur bileklerimde o yanığın izleri gerçi :) Erkek Fatma denilen modeldendim aslında ben. Mahallenin erkekleriyle futbol maçı yapar, gıcık kaptıklarımızı onlarla birlikte dövmeye gider, meyve ağaçlarından aşırmalar yapar, misket toplar, gazoz kapaklarını düzeltir oyunlar icat eder, üttüğüm misketleri evde annemden köşe bucak saklardım. Nedense hiçbir anne istemezdi kızının erkek Fatma olmasını. Hava kararana kadar sokakta oynanır kuralı bizim mahallede hiç olmadı zira biz gece yarılarına kadar sokaklarda oynayan çocuklardık.
Sonra büyüdük her çocuk gibi, her birimiz bir tarafa savrulduk. Kimimiz sadece tatillerde dönerken baba evlerine, benim gibi birkaç tanesi hiç kopmadı o mahalleden ve o semtten.Ya oradan çıkarsak nefes alamayız diye düşündük ya da çok sevdiğimiz ailemizden kopmak istemedik. Ben ailemden kopmamak adına birçok şeyden vazgeçmiştim zamanında. Şimdi kaldığım yerden devam etmek için hayatıma gidiyorum o mahalleden. Çocukluğuma, genç kızlığıma, büyüyüp kocaman bir kadın olduğuma şahit olan mahallemden hatta doğup büyüdüğüm şehirden gidiyorum arkama bile bakmadan..Umarım şimdiye kadar hayatımda hiç yer almayan “keşke”ler karşılamaz beni yeni yuvamda…





