Hareket vakti......


Ben şu resmini gördüğünüz evde doğdum, o mahallede büyüdüm. Çok güzel bir çocukluk yaşadım kendimce. Kimilerine göre şanslıydım o mahallede yaşadığım için, kimilerine göre şanssız.. Evimizin arkasında kocaman bir arsa vardı her sene farklı bir şeylerin ekildiği. En son hafızamda kalan ekilen buğdaylardı ama..Ekinler toplandıktan samanları yakarken kolumdaki naylon bilezikler tutuşmuştu, hala durur bileklerimde o yanığın izleri gerçi :) Erkek Fatma denilen modeldendim aslında ben. Mahallenin erkekleriyle futbol maçı yapar, gıcık kaptıklarımızı onlarla birlikte dövmeye gider, meyve ağaçlarından aşırmalar yapar, misket toplar, gazoz kapaklarını düzeltir oyunlar icat eder, üttüğüm misketleri evde annemden köşe bucak saklardım. Nedense hiçbir anne istemezdi kızının erkek Fatma olmasını. Hava kararana kadar sokakta oynanır kuralı bizim mahallede hiç olmadı zira biz gece yarılarına kadar sokaklarda oynayan çocuklardık.

Sonra büyüdük her çocuk gibi, her birimiz bir tarafa savrulduk. Kimimiz sadece tatillerde dönerken baba evlerine, benim gibi birkaç tanesi hiç kopmadı o mahalleden ve o semtten.Ya oradan çıkarsak nefes alamayız diye düşündük ya da çok sevdiğimiz ailemizden kopmak istemedik. Ben ailemden kopmamak adına birçok şeyden vazgeçmiştim zamanında. Şimdi kaldığım yerden devam etmek için hayatıma gidiyorum o mahalleden. Çocukluğuma, genç kızlığıma, büyüyüp kocaman bir kadın olduğuma şahit olan mahallemden hatta doğup büyüdüğüm şehirden gidiyorum arkama bile bakmadan..Umarım şimdiye kadar hayatımda hiç yer almayan “keşke”ler karşılamaz beni yeni yuvamda…

..................


Pek dengesiz ruh hallerindeyim bu aralar. Sabahtan öğlene kadar sakin,öğleden akşama kadar asabi,akşam üzeri bezgin……

‘Beni sadece tanrı yargılar’ sözünü kendime hayat felsefesi yapalı kaç zaman oldu hatırlamıyorum. Tek bildiğim artık bu cümlenin doğrultusunda yaşadığım.

Şöyle bir düşünüyorum da; mutluluk hayalim olmamış benim hiç..Sadece huzurlu bir hayat üzerineymiş bütün dileklerim. Bazen de ‘acaba hiçbir şeyin olmadığı bir köyde yaşasam daha mı mutlu olurum diyorum. Mutluluk insanın kendini iyi hissettiği yerde olmasıdır di mi?(Bu arada benim hiçbir zaman yaz tatillerinde gidip,dönüşte anılarımı anlatacağım bir köyüm olmadı biliyor musun?Kendimi bildim bileli hep diğer arkadaşlarımın köy anılarını dinledim :( )


Yaptığım mesleği sevmiyorum,ama başka seçeneğim, hele ki kendi mesleğimi yapma şansım hiç yoook..Yine de fil bakıcılarına göre şanslı sayılırım sanırım iş konusunda.

Bir müzik aleti çalabilmeyi çok isterdim,ama nedense yok öyle bir yeteneğim..Ya da bir şeyleri öğrenmek için sabrım yok diyelim..Sıkılıyorum hemen…Zaten el becerisi gerektiren şeylere karşı da yeteneksizim ..Nasıl özeniyorum yapabilenlere…

Küçücük şeylerden heyecan duyabiliyorum bazen.Yeni aldığım bir kıyafeti ilk kez giyerken bile olabiliyor bu hala..ilginç…Aşkın verdiği heyecanın yerini tutmuyor elbet..Aşık olunca kör oluyorum ben, midemde kelebekler uçuşur hep, ama karşımdakinin üzerimde baskı kurmaya çalıştığını anladığımda da buz gibi oluyorum..Kelebekler ölüyor hemencecik…

Çocukken en sevdiğim hayal kahramanım Batmandı, bir de babam elbette..O hayal değildi ama kahramandı işte benim için..O zamanlarda mahalledeki arkadaşlarımı yönetmek isterdim çaktırmadan, şimdi de yapıyorum sanırım bunu bazen..İyi bir şey değil biliyorum ama elimde değil işte…

Çok fazla tatlı ve çikolata tüketiyorum.Her ne kadar bana neler olarak döneceklerini bilsem de yerken inanılmaz zevk alıyorum..Benim en kötü alışkanlığım bu işte..

Canım kelimesini kullanmayı çok seviyorum. Canımdan bir parçasın değil canımsın diyor insan bunu söylerken…Sürekli 'anladın mı?' ya da 'ne? 'kelimeleri ile ortalarda dolaşanları ise boğazlamak istiyorum..

Odam evin bahçesine bakıyor.Bahçedeki ağaça yuva yapmış bir kuş var, her sabah sesiyle beni uyandırıyor. Güne kuş sesiyle başlamak kadar güzel bir şey yok sanırım…

Yan komşumuzun çocuklarının sesine ve dinlediği müziklere tahammül edemiyorum..Birgün karakolluk olacaz ya hadi hayırlısı…

Hani şu bahçedeki kuş var ya,her sabah beni uyandıran..Ben o kuşun sesi eşliğinde ölmek istiyorum..Fakat öldüğümde beni oradan ‘bu bir şakaydı’ diye geri yollamalarını istiyorum…




İddia ediyorum!!!

Birbirimizin düşünce ve arzularına saygı duymayıp,kendi doğrularımızı birbirimize zorla aşılamaya çalıştığımız için kadın ve erkek cinsi olarak ASLA birbirimizi anlamayacağız.....

mimim, mimsin, mimiz

Efendim gereksiz yazar arkadaşım güzel bir mim yollamış. “okuma serüveninizde,özellikle çocukluk ve ilk gençlik yıllarında sizi en çok etkileyen ve okuduğunuza o dönemleri hatırlatan kitap ve yazar” diye… Başlayalım bakalım kimleri okumuşum ben çocukluk ve ilk gençlik yıllarımda..

Ortaokulda çok sevdiğim Türkçe hocamın sayesinde ve yönlendirmesiyle o kadar çok kitap okudum ki hepsini hatırlamam mümkün değil. Ama en çok aklımda kalanlar;

Aziz Nesin - Sizin Memlekette Eşek Yok Mu?,
Cahit Sıtkı Tarancı - Otuz Beş Yaş,
Jostein Gaarder - Sofi’nin Dünyası,
Antoine de Saint - Exupéry - Küçük Prens,
Jose Moura de Vasconcelos - Şeker Portakal,
Irvın Yalom - Nietzsche Ağladığında……

Bu liste böyle uzar gider… Her birinden çıkardığım sonuçlar, aldığım dersler etkilendiğim noktalar farklıydı elbet. Ha bir dönem Emine Şenlikoğlu ve Şule Yüksel Şenler okudum. Dedim ya her biri farklı şeyler öğretti ve benim bugünkü fikirlerimin oluşmasını sağladılar bence.

Teşekkür ederim
gereksiz yazar güzel bir mimdi..

Ne ummuşlar ne bulmuşlar-part2

Anka kuşu gerçek mi?
Bilmem ben hiç görmedim,ben görmediğim şeylerin gerçekliği konusunda konuşmam..

Arap msn adresi
Pasböcüsü bak bunlar hep senin yüzünden geliyolar bana:)Tamam bir tane bulduk ama o kadar da uzun boylu değil beeee…

Ayakkabıya boşalanlar
!!!!!!! olduuuu….bir ayakkabı kaldıydı zaten boşalmadık ama bence daha yaratıcı olabilirdin..

Cicim aylara geri dönebilmenin şartları
Şimdi önce cicim ayları yaşamayı bıraktığın kişiyi bırakıyosun,sonra yeni bi tane bulup cicim aylarını yaşamaya devam ediyosun,sonra onu da bırakıyosun …….ya da aynı kişiyle bunu devam ettirmenin yolunu bulursan bana da haber veriyosun…

Dizgine şenliği belli oldu mu?

Oldu ama ben geç kalmışım okumak için,sen seneye katılırsın artık kısmetse.

Eşinle devamlı kavga etmek bir hastalık mı?
Hem de tedavisi yok ne diyosun sen…

İşvereni mutu edecek sekreter aranıyor
Gayet net yazmış isteğini aferin ama elimizde kalmadı o model sekreterlerden…

Madhulika mara
??????????????????

Pezevenk aranıyor
Maaş dolgun mu? Ssk var mı? Lojman falan…..
E be kardeşim ne bu yaa….

Yalnız bir insan ne yapar,hayattan bıkmış biri
Valla genelde intihara teşebbüs ederler ama sen başka bi yol dene bence..Ne bilim çık dışarı manita yapmaya falan çalış geçer belki kuzum…

Yerler kaymıyo yalnız blogspot
Var mı böyle bişi gerçekten?


Ben bu aramalardan sonra karar verdim,konsept değiştirip Esra Erol'la Dest-i İzdivaç tarzı bi blog yapacam burayı..Baksana pezevenk arayan bende,mutlu edecek sekreter arayan bende,sevişecek bayan arayan bende,arap msn i arayan bende...iki çöp çatayım da sevaba gireyim bari di mi ama?




Neden,neden,neden.......


Neden kadınlar erkeklere çiçek göndermezler?
Neden aşk bazen acı verir?
Neden ben artık hiçbirşeye şaşırmıyorum?
Neden(inkar etseler bile) erkekler kadınlardan korkarlar?
Neden erkekler cilveli hatunlardan hoşlanıp,birlikte oldukları kişiye ciddi olması gerektiğini söylerler?
Neden evli erkekler hep sevgilileri olsun isterler?
Neden(evrim teorisi doğruysa şayet) şimdiki maymunlar insan olmuyor?
Neden ben kek yapmayı beceremiyorum?
Neden sabah uyanıp akşam yatıyoruz,tem tersi durumu standarta bağlamamız mümkün değil mi?
Neden özür dileyeceğimizi bile bile insanları kırarız?
Neden İzmirin kızları güzel olur diye bi genelleme var?
Neden sekreterler hep taş gibi olur?
Neden bozuk paraların kenarları tırtıklıdır?
Neden erkeklerin gömlek düğmeleri sağda,kadınların soldadır?
Neden kanımız kırmızı iken damarlarımız mavi görünür?
Neden ben bu yaşta hala 20lik diş denen olayla uğraşıyorum?
Neden ellerimizde 5er tane parmağımız var?
Neden benim aldığım her ayakkabı ve terlik ayağımı vuruyor?
Neden ben zayıflayamıyorum?

Neden......................?
Neden......................?
Neden......................?
Diye sorarken ben bu soruları etrafımdakilere bi gün birisi bana aşağıdaki gibi cevap verecek ya hadi hayırlısı:)Ama ne yapayım merak ediyorum....

Mazeretim var asabiyim ben..


Bugün itibari ile,bana iyiliği dokunanlara yaptığım hayır duamı "allah seni devlet dairesine düşürmesin"olarak değiştirme kararı aldım. Zira aynı gün içinde hem ssk hem de maliyedeki memurlarla fazla haşır neşir olunca ayarlarım bozuldu, duaların da şekli değişti.

Yahu bu nasıl bir çalışma şeklidir ki masasında zır zır zır çalan bir telefonu açmaz bir insan evladı. Alıp o telefonu kıçına sokasım geldi yeminle o derece sinirlendim. Arayanda öyle azimliymiş tam 45 dakika(benim orda beklediğim süreye denk geliyo bu) boyunca aradı aradı aradı....ama cevap alamadı zira bayan memurumuz o arada yan masadaki arkadaşının hastanede doktora gösterdiği tahlil sonuçlarını dinlemekteydi.

Bir diğeri sırf vekaletimdeki tarihi okuyamadığı için bana "bugün git yarın gel" yapmak istedi ama cazgırlığımla hallettim olayı:)) Hayır ilk defa gitsem de beni ilk defa görse amca neyse deyip susup oturacam yerime amma beybaba biz senle sık sık görüşüyoruz zaten dedim. Gerçi sende haklısın bi yerde,yaşın 70 olmuş sen hala memurluk yapacam derdindesin. Senin yaşıtların alzheimer oldu yada torun torba yapıp emekliliğin keyfini sürüyo. Aman ha sakın deyim o koltuktan kalkma,sonra yumurtaların soğur ya da yerine gencecik bi memur falan atanır allah korusun di mi...

Bir tanesi "şef"sıfatını almış ama bence klasik "oturan boğa" tanımı kendisinde daha bir şık dururdu zira sadece oturuyordu yani benim orda olduğum 2 saatte oturdu en azından. Bir imza atacak altı üstü bende alıp çıkacam... Ama olmaz.Önce masadaki çaydan bir yudum alınır, sonra pencereden uzaklara dalgın bir bakış atılır, sonra bir yudum daha, sonra karşı masadaki bayan memuru kesip yeni kıfayetiyle alakalı iltifatla karışık asılma, sonra bir yudum daha....Zıkkım iç emi..5 yudumda bitecek çayı 2 saate yaydın ya ben daha bişey demiyom.

Zaten saat 16:00 dediği zaman hepiniz görev yerinizi terk ediyorsunuz tıpkı mesai başlangıcında yerinizde olmadığınız gibi bari masanızda oturduğunuz zamanlarda işinizi düzgün yapın ya. Sonra da maaşımız yetmiyo felsefesi yaparsınız. Bir düşünün bakalım bu maaşı hakediyor muyum? diye önce. Şu genç yaşımda hayattan soğuttunuz beni beee...

Bir kadın düşünün....

















-Beni yeryüzünde en çok sevdiğine inandığım...
-Ne kadar üzsem de 10 dakika sonra beni affedebilen...
-Acaip soğukkanlı...
-Avrupa malı:))
-Her akşam televizyon karşısında uyuklayan ama ısrarla yatağına gitmeyen...
-Herşeyimi çekinmeden anlatabildiğim ...
-Arada sırada Telviye Hanım gibi saflıklar yapan...
-Her sıkıntıma bir şekilde çözüm üretebilen...
-Yokluğunu asla düşünemediğim...
-Adam olup bir yerlere gelebilmem için hep uğraşan...
-Her diyete başladığımda bıkmadan bana özel yemekler yapan...
-Kendi isteklerini bizim için hep erteleyen...
-Bir bakışıyla bana çok şey anlatabilen...
-Daha öğrenecek çok şeyim olduğunu hergün anlamamı sağlayan...
-Bana bunca yıldır katlanabilen...
-Kaç yaşında olursam olayım sevgisine,ilgisine,şefkatine hep ihtiyaç duyacağım...
-Gittikçe kendisine benzediğim...
Ve kendisinden önce ölmeyi dilediğim en değerli varlığım...

Canım annem....

Tüm anneler ve anne adayları...Gününüz kutlu olsun...

Sen hiç yuvarlanan fare gördün mü?

Bizim burada bir pastane var ya da patiseri işte yeni adıyla.Çok güzel poaçalar,börekler falan yapıyor bunlar.Her sabah olmasa da bazı sabahlar buranın önünden geçiyorum işe gelirken.Bir gün güzel kokuların cazibesine kapılıp daldım içeriye.Aldım nevaleyi çıkıyorum dışarı bir taraftan da cüzdanımı çantama tepiştirmeye çalışıyorum.Ne oldu peki? Ben kaldırımla öpüştüm resmen.Bir elimde düşmeme sebep olan cüzdan,bir elimde poaçacıklarım,kolumdan düşmek üzere olan çantam ve yüzümdeki küçük Emrah ifadesiyle kaldım kaldırımın orta yerinde dizlerimin üzerinde.Bir Allahın kulu da gelip bana “bayan yardım edeyim de kalk artık” demedi ya yanarım yanarım ona yanarım.Ne öküz insanları varmış memleketimin be.O değil de beni unutmuşlar mıdır orda çalışanlar?Yine eski günlerdeki gibi gidip ordan kahvaltılık alabilir miyim kendime? 6 ay oldu değil oraya gitmek o caddeden bile geçmiyorum ya.Sanki gidersem” ahahahahaha bak bak bu salak merdivenlerden kaldırıma uçmuştu” diyecekler gibi geliyor.

Benim böyle düşmelerim çok meşhurdur zaten.Acaba diyorum ben küçükken bana adım ekmeği yapmadılar mı?Bizim buralarda çocuklar yürümeye başladığında ekmek yapıp dağıtırlar.Sanırım benim gibi yuvarlanmasında adam gibi yürüsünler diye yapıyolar bunu ya da başka bi sebepten bilmiyorum artık ama dedim ya kesin bana yapılmamış bu adım ekmeği denen şey.Yoksa ben neden hep yere paralel bir şekilde olayım di mi?Bir de düşene gülmek gibi pis bir huyum var akıllara zarar.Kendim de dahil olmak üzere düşen kim olursa olsun gülerim valla.

Bir akşam -ki bu 8 Nisan akşamına denk gelir-Faruk beni almaya gelecek eve Kadirin dogumgününü kutlamaya gidecez sürpriz baaabında yani.Bu dana motorla gelmiş beni almaya.Eyvallah dedik bindik gittik.Giderken de gelirken de bir sorun yok.Geldik bizim evin önüne.Ben motordan inmeye çalışıyorum ama pantolonumun paçasının motorun bi yerlerine takıldığının farkında değilim.Sağ ayağımı kaldırdım sol taraftan inecem derken bi baktım ben sol tarafımın üzerinde asfalta yapışmışım.Kalkmak yerine debelenerek gülüyorum çünkü düşme anım çok yavaştı.Faruk korkudan bembeyaz olmuş,ben gülmekten kıpkırmızı bir halde kalktım neyse hasarsız bi şekilde (ilgilisine not:bir daha motorsiklete binmeyecem)

Yine bir gün-lise zamanlarında ama-Nemiha diye bir arkadaşım vardı benim kısa boylu koca memeli birşeydi.Sırf memelerini saklamak için şu memleketin yaz sıcağında bile yelek giyerdi salak.Sonradan anladı tabi kocaman memelere sahip olmanın kerametini ama iş işten geçmişti be güzelim.Neyse işte bu güdük topuklu ayakkabı giymeye heveslendi boyunu uzun gösterecek ya millete.Gittik aldık buna afilli bi tane topuklu pabuç.Giydi ayağına dönüyoruz eve muhabbet ede ede.Bir süre sonra ben kendi kendime konuştuğumu fark ettim.Bir baktım Nemiha olması gereken yerde değil.Peki nerde?Hani böyle kaldırımlarda ağaç dikmek için açılan çukurlar olur ya orda.Garibim bana sesini duyurmaya çalışmış ama heyhaatt..Havada uçuşan küfürlerin hepsi şahsıma yönelik:)

Yaa işte böyleee..
Ben düşerim,o düşer...
Ben gülerim onlar bana küfür eder:)
Hayat ne garip değil mi?

Yazıyı bağlayamadım bi türlü idare ediver bu seferlik.Bi daha olmaz sözzz…

Pffffff............

-Her sabah ama özellikle cumartesi günleri sabahın köründe uyanıp işe gelmekten.
-Bana kalan bir tanecik pazar günümü herkesin gönlünü yapmak adına heba etmekten.
-Her öğlen arasında" laa acaba bugün ne yesek" diye düşünmekten.
-Her sabah "bugün ne giysem" diye düşünmekten.
-Sürekli birilerine birşeyler anlatmaya çalışmaktan.
-Aldığım her ayakkabının(sandaletler dahil) ayağımı vurmasından.
-Ablamın kaprislerinden.
-Dayımın alınganlıklarından.
-Ankaraya taşınma işimin boktan sebeplerle ertelenmesinden.
-Gördüğümü bildiğim rüyaları bir türlü hatırlayamamaktan.
-Alışverişe çıkınca kendimi kaybedip sonrasında pişman olmaktan.
-Şehirlerarası dolaşmaktan.
-Bir türlü yaz gel(e)mediği için yaşadığım memleketten.
-"Sen neden beni aramıyosuuuun hayırsız" geyiğini yapan gerzeklerden.
-Ofisteki dallamalardan.
-Bilgisayarımın aptal aptal hatalar vermesinden.
-Karşımda oturan sekreter bozuntusunu hergün görmekten.
-Ve durup dururken herşeyden sıkıldığım için kendimden sıkıldım iyi mi?


Geçici birşeydir bu umarım ya da kimsenin olmadığı bi yere gidip avazım çıktığı kadar bağırsam geçer mi ?

**Bu yazı pazartesi gecesi Ankaraya gitmesi ama salı günü de geri dönmesi gerektiğini müjdeleyen patronuyla telefonda konuşan,aynı anda msn de onu aramadığı için sitem eden arkadaşına cevap yetiştirmeye çalışan,bu esnada telefonda konuştuğunu göre göre soru sorup bir de cevap bekleyen sekretere sahip olan ve ayağındaki ayakkabı ayağını vurduğu için koltuğa esir olan birini isyanıdır.
Bilginize...

Kabinine sığımayanlar...

Yaşasın!!!...
Nimet Çubukçu Milli Eğitim Bakanı oldu..Eski görevindeyken Çocuk Esirgeme Kurumlarının içler acısı halini düzeltmişti sağolsun kendisi şimdi de bozuk olan eğitim sistemimizi düzeltir sanırım.Sonra kendisine bir sürü yeni döpiyes alır,onlarla meclis kapısında gazetecilere poz verir.Bir zamanlar desteklediği en az 3 çocuk fikrini 6 çocuğa çıkartır belki...E malum,çok çocuk olsun ki onlar sonra okula gitsinler sayın bakanımda onlarla ilgilenebilsin di mi ama?



Bir de memleketimin güzide milletvekili Kürşat Tüzmen de ortada kaldı ya artık ölsem de gam yemem..Ne oldu bakan bey,öyle üstü açık araba kiralayıp belediye başkan adaylarıyla sünnet çocukları gibi Mersin caddelerinde fink atmak yetmiyormuş di mi?Ağababanız seçim sonuçlarını beğenmeyince alıveriyomuş sizi görevden..Kısmetse başka bahara artık....











Bu resmi kullanmasam çatlardım sanırım.

Sahi 1 Mayıs kimin bayramı?

Jop kullanmaya kullanmaya paslanan eklemlerini açmak isteyen polislerin mi?

İşsiz güçsüz,sadece 1 Mayısta meydanlara çıkan serserilerin mi?

Yoksa en ağır koşullarda çalışıp o meydanlarda asla yer almayan emekçilerin mi?


Related Posts with Thumbnails