Besle kargayı oysun gözünü:))


Efendım bendenizin işyeri 10 katlı bir apartmanın bodrum katında bulunmakta.Neden derseniz-ki diyeceginizi sanmıyorum ama neyse-yüzölçümü olarak 4 daire büyüklüğünde oldugundan dolayı burayı tercih ettik mesken olarak.Arada at koşturuyoruz da ofiste o sebepten büyük olsun dedik..Gel zaman git zaman biz buraya da sıgmaz olunca yan apartmanın bodrum katına göz dikti benim akıllı patronum.O kadar ugraştım,entrikalar çevirdim,kirayı ödeyemeyiz,tadilat yapacak paramız yok dedim ama adam kaşla göz arasında tuttu bize 2.hipodromu.E dogal olarak iki ofis (pardon bodrum katı) arasındaki duvarları yıkıp birleştirmek gerekecekti.Biz de gerekenleri yapıp verdik balyozu elemanların eline.Önce müthiş bi rutubet kokusu yayıldı onu soluduk mis gibi cigerlerimize,içimiz açıldı valla:) sonra ben perili köşkte gezermiş gibi süzülürken örümcek ağlarının sardıgı o eşsiiiz mekanda, şeker mi şeker bi fare-cik- ile karşılaştım ve solugu masamın üzerinde aldım.Valla abartmıyorum direk masanın üzerine çıktım.Sanki 2 sene önce bu mekana yeni taşındıgımızda açık buldugu kapı aralıgından içeri sızarak benim klavyemin tuşlarını çıkaran hüsnüyü görür gibi oldum o an.( Hüsnü bana aşık oldugunu düşündügüm bi fareye verdigim isimdi.Çok sevmiştim kendisini.Kendi halinde dolaşıp dururdu masaların arasında...Ama ben ne yaptım,gittim onu zehirledim kendi ellerimle...) Şimdi bu ortaya çıkanda eminim onun intikamını almak isteyecek benden :S Ya da Hüsnünün ruhu beden degiştirip geri döndü..İşe gitmek istemiyorum...

Hadi o farelerde benim gibi psikopatlarsa:))

Geçmişten gelen-8




Bugün sana dair satırlarıma ömür boyu son veriyorum.
İçimde kurduğum senli dünyamdan kopuyorum.
Yapmak zorundaydım.
Seninle, ben hiçbir zaman “Biz” olamayacağız çünkü.

Hayatı akışına bırakıyorum bugünden sonra.
Hayalimdeki senin gerçekte ellerini tutmayı isteyişimi, sıcacık sohbetine karışan gülümsemeleri unutuyorum.

Zorlu sevda çıkmazlarında adım geçiyor benim.
Ben yürüdükçe sevginin kaybolan yollarında, aramıyorum sevgiyi artık.
Artık bir nefeslik umutların yolcusuyum ben.
Ben adına koştuğum her günü yüreğime saklayıp gidiyorum.
Her şeyin bir sonu varmış bunu da öğrendim yaşayarak.

Hayalde olsa sonu varmış yaşanılan mutlulukların.
Vazgeçmek ne kadar yüreğime iğneleri batırsa da derinden, savaşamıyorum artık. Ufacık bir umutla sarılamıyorum hayalimdeki sana.
Çünkü sana her gelişim de ben seni kaybediyorum.
Sesini duyamıyorum.
Varlığın her saniyede yüreğimde atsa da olmuyor işte.
Yapamıyorum.

Oysa her bir seste sana uzanan nefesimi hissetmeni isterdim.
Ömrümce yanında olup mutluluğu yaşatmayı isterdim. Ama işte yine sırtımdan vurdun beni.
Yollar uzadıkça uzadı, sen kayboldun aydınlık dünyamda.

Sevgiyi yüreğine yakıştırdığım adam mesafelerde can verdi.
Şunu bil ki güzel yürekli adam, ben senin yüzünü görmeden sevdim, ellerinin sıcaklığını hissetmeden sevdim.


Şimdi sana akacak kelimeleri boynundan asıp, ayrılıyorum bulunduğum bu şehirden.
Hayalleri erteliyorum…
Gün geldiğinde yüreğimin sayfalarını karıştırdığımda gülümseyeceğim sana…
Bana mutluluğu armağan ettiğin günleri anımsayıp mutlu olacağım sensiz......

hoşçakal....

Bu kadar mıydı tüm yaşananların özeti...
Ofisime gelip BEN GİDİYORUM,KENDİNE İYİ BAK,AGLAMA SAKINdan mı ibaretti söyleyeceklerin...
Ben içimden haykırdım sadece,bana söylediğin o şarkıdaki gibi...
BIRAKMA BENİ İNSANLAR KÖTÜ...BIRAKMA BENİ KORKUYORUM diye...
Ama yüzüne söyleyebildigim sadece HOŞÇAKAL oldu...
Şimdi hıçkırarak ağlamanın,2 senenin zehirini dışarı akıtmaların zamanı...
Hoşçakal bana yeniden sevilmeyi hissettiren,yüregi kocaman ama benim sevgimden korkan adam...

Aşk böyle bir şey mi?

Deniz kenarında oturuyordu genç kız.Oturduğu kumsalda kimsecikler yoktu. Yalnızdı..Yapayalnızdı.. Gecenin bir yarısı beynindeki tüm düşüncelerden arınabilmek için midir bilinmez kumları sayıyordu kendince.

-Burada kaç tane kum tanesi vardır acaba? Diyordu içinden, dalmıştı iyice belliydi.Tam o sırada,
-Kumları sayıyorsanız on milyondan fazla.Ben de bir ara sayıyordum onları ya on milyondan sonrasına dayanamadım.. Sesiyle kaldırdı kafasını. Yaşlı bir amca gülümseyerek bakıyordu ona.Genç kız birden gözlerinden akan yaşları sildi telaşla.

-Güzel kızım bırak aksınlar içindeki karanlıklar.Elleme gözyaşı olup çıksınlar ruhundan.Dedi bu sefer yaşlı adam.Garip bir huzur veriyordu insanın içine. Gözlerindeki huzur karşısındaki insanın yüreğine işliyordu da tüm bedenine yayılıyordu. Genç kız bunun üzerine bıraktı kendini, gözyaşları hıçkırıklarına karıştı.Sahilde bir o vardı bir de yaşlı adam.Dalga seslerine karışıyordu genç kızın ağlaması.

-Ben..Dedi adamın gözlerine bakarak,
-Ben bine gelene kadar sıkılıyorum.Acaba,acaba düşünmüyor mu beni?Acaba gittiği yerde görmüyor mu yüreğimi? Dedi,acı çektiği belliydi.Belliydi ki özlüyordu birini. Yanıyordu canı hiç yanmadığı kadar, ruhu gece kadar karanlıktı genç kızın da gözlerindeki hüzünden belli ediyordu üzüntüsünü.

-Ne alakası var canım kızım.Ben on milyon saydım diye mi,denize kapılan sevdiğim düşünüyor beni.Ne yani yüreğimi duyamayacak kadar az mı sevdi beni?

Genç kız bu laf üzerine zor da olsa gülümsedi.

-Bak biz ayrılalı tam yirmi sene oldu sevdiğimle ve her gece yarısı ben buraya gelirim.Burasıdır bizim buluşma yerimiz.Kumları sayardım dedim ya sana.İşte o dönemler bende senin gibi düşünürdüm, ne kadar çok sayarsam o da o kadar çok görüyor beni derdim.O kadar çok seviyor.O kadar kaptırmıştım ki kendimi , o kadar yitip gitmiştim ki onun yokluğuyla. Her gece ben buradayken onun da geldiğini fark etmem çok zor oldu bu yüzden. O beni izleyip, kum tanelerini saymayı bırakmam ve onu görmem için dua ederken; ben inatla dünyadan nefret ederdim, bizi ayıran denize kötü sözler savururdum durmadan.Ve inatla saymaya çalışırdım kum tanelerini.Tıpkı şu anda senin yaptığın gibi.

-Nasıl yani.Ne yapmalıyım peki..?
-Denizi izle, karanlığın içinde parlayan yıldızları.Gönül gözünü aç yavrum.Sevdiğin o zaman gelecektir yamacına.Ve sen o zaman anlayacaksın sevginin kum tanelerine bağlı olmadığını.

Denize daldı genç kızın gözleri, yaşlı adam konuşurken.Tekrar kendine geldiğinde yoktu yaşlı adam.Onun yerinde başka biri konuşuyordu ve bu ses çok tanıdık geliyordu.

-Seni özledim, hep beni görmeni bekledim. Genç kız bakamıyordu yanına.Bu ses..Ağlıyordu, dinen gözyaşları akmaya başladı iyice.

-Senin bir gözyaşına dayanamaz yüreğim.Sil onları, acı çektirme bana sevdiğim.Dön bak mühür gözlüm.Dön bak bana, dön bak da ruhumda oluşan özlemin biraz olsun hafiflesin.Biraz olsun ruhum huzur bulsun onlarla.

Genç kız yavaş yavaş döndü yanına. İki ay önce kaybettiği sevdiği bakıyordu ona.Ah ne çok özlemişti, ah ne çok seviyordu onu. Denizin dalgaları getirmişti onu ve yaşlı adam sayesinde açılmıştı da gönül gözü sevdiği duruyordu şimdi yanında.

-Sen gittin ya beni yalnız bırakıp uzaklara.. Bir çocuk düştü yere, acı bir çığlık duyuldu düşüşüyle..Ahh..Dedi acı acı arkandan.Duydun mu onun çığlığını bilmiyorum, bilmiyorum hissettin mi? Düştü minik çocuk senin gidişinle, bu sefer her zamankinden farklıydı düşüşü,fenaydı..Acıydı.. Sonra, sonra yalnızlık çöktü düşüşünün üstüne sevdiğim ve o mıhlanıp kaldı kanayan diziyle düştüğü yerde.Aslında senin arkandan gelmek istiyordu, onu bırakma istiyordu ama bağlandı ayakları gelemedi peşinden.Dili tutuldu seslenemedi sadece ağladı..Durmadan ağladı..Güçlü görünüyordu ama değildi, hatta o kadar güçsüz kalmıştı ki senin gidişinle yitip gitmeye başladı ardından.

Genç adamın gözlerinin içine baktı ve devam etti.

-Ah ne çok özlemişim seni, ah ne çok seviyorum bir bilsen.

Halbuki biliyordu genç adam.

-Senin gidişinin ardından kaybettim benliğimi,ne gülümseyen yüzüm gerçek artık ne de yaşamaya çalışan bedenim.Ruhum yok oldu, gölgem kayboldu bu deniz kıyısında.Her akşam sayarken kum tanelerini umutlarımı yaktım gecenin soğuğunda.Derken bedenim aramaya başladı ruhumu.Ruhumu bulursam seni de bulurum ümidiyle, aradı..Durmadan aradı; ama yok bulamadı, bir türlü bulamadı. Kişiliksiz kaldı bedenim de ruhum gibi kaybolmaya başladı. Buraya son bir ümitle geldim sevdiğim.Belki kaybolan ruhum çıkar karşıma, belki onunla birlikte bulurum sevdiğimi de diye düşünerek getirdi ayaklarım beni buraya.Ama kum tanelerini sayarken tükettim son umutlarımı da, göz yaşlarım çaresizlikten akmaya başladı.. Tam da tıpkı senin yok olduğun gibi yok olmayı planlarken mavi derinlikte..

Genç adam sadece dinliyordu.

-Neyse..Dedi sarıldı sevdiğine genç kız. Denizi izlerken sevdiğinin kokusunu duyuyordu ve yüzü ilk kez gülüyordu. Göz yaşları akmaya devam ederken, burnunda sevdiğinin kokusu...

-Bak demiştim sana.Kum tanelerinin hiçbir önemi yok sevgili kızım.Onlar hep bizim yanımızdalar.Yeter ki görmesini bilelim.. Dedi yaşlı adam.. Genç kız şaşırdı.Yaşlı adam gülümsedi hafiften.

-Onlar.Dedi, başını kaldırdı parlayan yıldızlara..
-Oralardan gözetliyorlar bizi.Asla unutma..Belki yoklar, belki uzaklar ama hep yüreğimizdeler, hep sevdiğimizler ve hep görüyorlar, hep düşünüyorlar..Asla şüpheye düşme.. Gülümsedi genç kız,adamın başını kaldırmasıyla kaldırdı başını havaya, tam o sırada bir yıldız parladı havada.

-Evet.. Dedi..
-Onlar hep yanımızdalar. Yaşlı adama döndü sonra,

-Teşekkür ede..?

Ama yaşlı adam yoktu.. Bir süre kaldı öyle genç kız.Kumlara baktı, bir an saymak istedi vazgeçti.Denize döndü yüzünü tekrar.Gelen her dalga sevdiğinin kokusunu getirirken ona, o artık biliyordu.. Gerçek sevgiler uzaklık ne olursa olsun devam ediyordu.Tıpkı yaşlı adamın sevdası gibi.Tıpkı sevdiği ve kendisi gibi.

Hep biryerlere,birşeylere yetişme telaşındasınız değil mi?

Hep biryerlere,birşeylere yetişme telaşındasınız değil mi?
Hiç vaktiniz yok,"fast live","fast food","fast music","fast love".....
Dikte ettirilen"yükselen değerler","in"ler,"out"lar...
Buna benzer bir odada,şanslıysanız gökyüzünü görebilen bir pencere ardında bitecek hepsi...
Dostluğu klavyelerinde,yaşamı monitörlerinde arayanlar...Size sesleniyorum...
Hangi tuş daha etkilidir ki sıcacık bir gülüşten ya da hangi program verebilir bir ağaç gölgesinde uyumanın keyfini?
Copy-paste yapabilir misiniz dalgaların sahille buluşmasını?
İçinizi ısıtan gün ışığını gönderebilir misiniz maille arkadaşlarınıza?
Sevgiyi tuşlarla mı yazarsınız?
Öpüşmek için hangi tuşlara basmak gerekir?
Ya da geri dönüşüm kutusunda saklanabilir mi kaybolan zaman?
Doğayı bilgisayarlarına döşeyenler,neden göremezsiniz bahçedeki akasyanın tomurcuklandığını?
Ve ıslak toprak kokusu var mıdır dosyalarınız arasında?
Koklamak,dokunmak,duymak yok mu yaşam skalanızda?
Bilgi toplumu oldunuz da,duygu toplumu olmanıza megabaytlarınız mı yetmiyor?


MÜŞFİK KENTER

Tahammül edemiyorum

1-MSN kullanırken hem slm,mrb gibi kısaltmaları kullanıp hem de yazdıktan 2 sn sonra cevap yazmayınca titreştiren sabırsızlara,

2-Çevremde sürekli evlenmek için partner arayan müzmin bekar bay ve bayan arkadaşlarıma,

3-Annemin evde sürekli ayağına çorap giy diye peşimde dolaşmasına,

4-Yemeklerin içindeki etlere ve et kokusuna,

5-Hem beni şahsi telefonumdan arayıp hem de kimsiniz diye soran mercimek beyinlilere,

6-Evden çıkmadan önce 50 kez ütü fişi,ocak bilmemneyi kontrol edenlere,

7-Kuaförlerde yapılan dedikodulara,

8-Dolmuşa bindiğim zaman,beni baştan ayağa kadar süzen bayanlara,

9-Dip boyası gelen çakma sarışınlara,

10-Türkçeyi katleden yeni nesile,

11-Kapalı mekanlarda güneş gözlükleriyle salınanlara,

12-Araba önünde ya da direksiyon başında resim çektirip bunu envayi çeşit sitede yayınlayanlara,

13-Arkadaşlarını sahip oldukları statülerine göre seçenlere,

14-Şivesini değiştirip kibar olmaya çalışırken komik olanlara,

15-Sadece içki masasında adalet ve eşitliği hatırlayan sözde sosyalistlere,

16-Tvdeki bayık dizilere,

17-Eski eşimin(bu nasıl bir belirtmedir ya,bir kere eski olması için yenisinin olması gerekmez mi?) yeni kız arkadaşıyla her yerde karşıma çıkmasına,

18-Götünden düşecek şekilde düşük belli hiphop tarzı denen pantolonları giyenlere(yanlarından geçersen aşağı indiresim geliyo valla),

19-Limon kolonyasına,

20-Birbirinin cep telefonunu kurcalayan,msn vs. şifresini bilen çiftlere( ne bu böyle vıcık vıcık ilişki mi olur yaa...),

21-Resmi kurumlarda yaşanan bir evrağa 88 imza prosedürüne,

22-Kararsız insanlara,

23-Dağınıklıklarıyla övünenlere,

24-Şıpıdık şıpıdık terliklerle ayaklarını sürüyerek yürüyenlere,

25-Gereksiz kıskançlık yapanlara,

26-Hem mini etek giyip hem de çekiştiren hatunlara,

27-50cm bacak boyuna sahip olup kot pantolonlarını çizmelerinin içine tepiştirenlere,

28-Pc başında saatlerce oyun oynayanlara,

29-Sakız çiğneyen erkeklere,

30-Plaj vs. dışında flip flop giyenlere,

31-Ben böyleyim diye trip atanlara,

32-Seda Sayan'a

33-Ebru Şallı'ya

34-Derya Baykal'a

35-Esra Erol'a


36-Özlem ve Recai ikilisine( yeni yıla sizinle girdik tamam da 15 gündür bir aradayız yeter be fenalık geldi)







tahammül edemiyorum işte.....

Geçmişten gelen-7

Aynı şehirde, yakın semtlerdeyiz..
Geçtiğimiz yollar ,saatler ,gittiğimiz yerler bile aynı ..
Ama ayrı düşlerdeyiz biz.
Kocaman bi HİÇiz aslında...
Bizden.. senden bi cacık olmaz ki..
Anlamsızız sayende...
Aynı şehirde olsak ne yazar..
Ayrı kalpler ayrı düşlerdeyiz...

Kocakafa geri döndü

Allah seni nasıl biliyosa öyle yapsın facebook..Sen tut 15 sene önce neden ayrıldıgını bile hatırlamadıgın ortaokul aşkınla karşılaş adam sana yeniden musallat olsun iyi mi...Yahu etme eyleme yapma bana böle şeyler bak elimden bi kaza çıkacak...


Sene 93 ortaokulun son senesi.Daha önce okuldan atılıp 2 sene sonra afla yeniden eğtimine devam etmek için gelmişti bu kocakafalı bizim sınıfa.Gel zaman git zaman tutulmuş bana.Neyse biz bunla işte o zamanki flörtler nasılsa o şekilde görüşüyoduk.Sonra ne olduysa ben sıkıldım bundan.Görüşmek istemiyom hiç ama nasıl olcak aynı sınıftayız kaçacak yerim yok.İşte görüşmek ister ben kaçarım ya da kalabalık arkadaş grubunda görüşmek için taklalar atarım falan.Böyle devam ederken sene sonu geldi bana bi rahatlama geldi ama sorma yani.Okul bitiyo liseye gececez kocakafa başka liseye devam edecek biliyom.Nasıl olsa yaz tatilinde de görüşmeyiz bende o arada görüşmeyelim derim diyom kendimce..ama kendimce...Yaz tatilinde bu manyak altında bi araba bizim mahalleyi düz etti gide gele.Arabada da bangır bangır yeter ki onursuz olmasın aşk çalardı..Tatilde hep kaçtım ben bundan tabi sadece arada bizim ordan geçtiğinde görüyodum haa bu arada söledim ben görüşmek istemediğimi o yüzden o şarkı çalardı hep o beyaz kartalda...Tatilde bitti liseye başladık.Ben ortaokulu okudugum okulda devam ediyorum liseyede o farklı bi okula gitti.Okulun ilk zamanlarını bilirsin,sınıflar belli olana kadar herkes sallar ilk 1 haftayı gitmez okula.Biz de öyle yaptık sonuçta.Evden okula diye çıkar çıtçıt kafeye giderdik kızlarla.Yine böyle bi günde okula gidecem sabahın köründe evden bi çıktım kocakafa bizim köşede bekliyo.Beni aldı bi korku..hafiften manyaktı biliyon mu ne yapacağı belli olmazdı ondan korktum yani..Hemen okula birlikte gittiğimiz bi kız arkadaşım vardı onun yanına gittim hani yanımda birilieri olursa bişey yapamaz diye..Neyse önünden geçtik gittik biz yolda bikaç arkadaş daha toplandık okula gidiyoz tam okula yaklaştık önümüze bunun beyaz kartalı çıktı.İçinden hışımla bi indi bu kocakafa ama gözlerinden alev çıkıyo resmen.Beni aldı bi göt korkusu haliyle.Üstüme üstüme yürürken bi baktım bizim kızlar çil yavrusu gibi dagılmışlar sap gibi bi başıma kalmışım o yolun ortasında.Tuttugu gibi kolumdan attı beni bu arabaya ben bişi diyemedim.Karşı gelsem dayak da yerdim heralde..kocakafa benden büyük,kocakafa benden iri...O andan en son aklımda kalan arabadan arkama baktıgımda meryemin dövünmesiydi.Salak dövünecegine yardım etseydiniz ya bana.B gidiyoz ama ben soramıyom nereye diye o da söylemiyo.Dedim heralde beni öldürecek bu,gazetelerin 3. sayfasına haber olacaz liseli aşığın öfkesi diye.Kızım psiko dedim son duanı et...

Halasının evine götürdü beni,evde halası ve 2 tane çocugu kahvaltı sofrası hazırlamış bizi bekliyolardı.Yedik bişiler dedi gel konuşacaz.Ben halasının gözünün içine bakıyom ki beni yalnız bırakma bu manyakla diye.Neyseki anladı heralde kadıncagız ki dedi bende size taze çay getiririm şimdi.Biz konuşmaya başladık..Neden benden kaçıyosun dedi..sıkıldım dedim..çok mu sıktım seni dedi..bilmiyorum dedim(ben de dengesizim galiba) ben seni çok seviyorum evlen benimle dedi..bu yaşta evlenilir mi dedim..neden olmasın dedi..okul var daha liseye yeni başladım dedim...nişan yapalım en azından benim oldugunu bileyim dedi..olmaz dedim...istemiyorum seni sıkıldım dedim.Ökelendi ama hiçbişey yapmadı...Seni neden zorla getirdim biliyor musun dedi,kaçmasaydın böyle olmazdı dedi..gidebilirsin istersen dedi...hiçbirşey diyemedim.Kalktım okula gittim arkadaşlarımın yanına.Hiçbirisi derse girmemiş beni bekliyolardı bahçede.Başıma üşüştü hepsi.Ne oldu anlatsana bik bik bik diye...oh iyi oldu kurtuldun işte dediler hepsi..

Tabi bütün okul dumuştu kocakafanın beni zorla kaçırdıgını!...meryem sagolsun...

O günden sonra 3-4 gün gidemedim okula...ve yeniden gittiğimde ben tanıyan herkes bi tuhaf bakıyodu...var dedim bişi ama hadi hayırlısı diyerek sınıfa girdim...kankalardan biri yanıma geldi dedi ki psiko siz kocakafayla yattınız mı? ohaaa dedim noluyoz lan o nerden çıktı..ya dedi kocakafa bütün okula yaymış dedi (ortada dönen laf: benim boynumda bi ben vardır saçlarımdan dolayı pek görünmez..kocakafa işte psikonun şurasında ben var burasında ben var diye konuşmuş bi kaç kişiye laf döne döne yatmamıza kadar gelmiş) Bütün yüzümün yandıgını hissediyordum o an ama kocakafa karşımda olsa parçalardım ...O zaman cep telefonu falan da yok ki arayıp sıçayım agzına denyonun,indim hemen aşağı okuldaki telefon kulübesinden evlerini aradım kimse açmadı,halasını aradım yok,bir kankası vardı kuyumcu onu aradım dedim ki söyle ona aklı varsa çıkmasın karşıma..Akıllı çocukmuş çıkmadı karşıma allah var ama okula giderken geçtiğim yolldaki evlerin duvarlarına adımı yazdı,seni seviyorum psiko diye elektrik direklerine bile yazdı ki hala durur bu yazılar,hala oralardan geçerken utanırım sanki herkes bana yazıldıgını biliyo gibi...l

Lise bitene kadar bu olay unutulmadı tabi,herkes beni kocakafanın yattıgı ahlaksız kız olarak bildi bizim devreden,benim arkadaşlarım hariç tabi..Lise bitti,üniversite bitti ben bi daha kocakafayı hiç görmedim..ama haberini hep aldım..Aynı şehirde hatta aynı ülkede bile olmadık bi süre..Gel zaman git zaman bu beni faceooktan bulmuş işte.Tarih 18 aralık 2008..yolladıgı mesaj----sana yaptıgım herşey için özür dilerim,çocuktuk,küçüktük,hazmedemedim beni istememeni,herşeye ragmen beni eski bi okul arkdaşın olarak kabul eder misin? ha bir de öküz gibi olmuşun çok kilo almışsın( resmime ithafen konuşuyo)...Ben işte ben öyle biriyim ki kimseye karşı kin gütmem,bi süre sonra unuturum herşeyi.Sonuçta haklıydı çocuktuk,şimdi olsa asla affetmezdim.Görüşmeye başladık işte,msn den telefondan falan.Nişanlıymış şimdilerde kendinden 11 yaş küçük birisiyle,aralarında nesil farkı varmış da falan da filan da anlatıyo bütün gün.Yılbaşında aradı akşam beraber yemek yiyelim mi diye önce dedim yok olmaz bugün yılbaşı eve gitmem gerek vs..dedi en fazla 1 saat sürer..Ama ben inanamıyom ki..Ya beni arabaya atar halasına götürür de okuldaki dedikoduları gerçekleştirirse diye düşünüyom bi taraftan da.Tamam dedim en son gittik yemek yedik eskilerden konuştuk evimize döndük ve eski sayfaları o akşam kapadık...Sanıyordum ben...2 gündür imalı konuşmalar,ben nişanı atayım senle evlenelim diye şaka yollu takılmalar falan..Allahım lütfen...Şeytana uydurma beni,bak boşlukta olabilirim ama ortaokul aşkıyla olmaz yaaaa...Aklımı çelme lütfen bak reca ediyorum..

Burdan kocakafaya sesleniyorum...

Bir anda unuturum aldırmam
Boş yere kendimi kandırmam
Her güzele gönlümü kaptırmam
Yanlışsın,yanlışsın....





Mim-2009'dan beklentilerim(iz)

Lollacım mimlemiş beni 2009'dan neler bekliyorum diye....Başlayayım efendim saydırmaya sağ baştan...


*Kendim ve herkes için sağlık istiyorum...
*Annem hep yanımda olsun istiyorum...
*Bana güç verecek birini istiyorum...
*Mersinden gitmemem için bir mucize olmasını istiyorum...
*Kızgınlıklarım geçsin istiyorum...
*Tvdeki reklam süreleri 3 dakikayı geçmesin istiyorum...
*Esra Erol'a o dandik programında talip çıksın istiyorum...
*Recep Tayyip Erdoğan ve Deniz Baykal'ı ıssız bir adaya göndermek istiyorum...
*2010'a tüm beklentilerimden arınarak girmek istiyorum...
*Tüm bu beklentilerimin gerçekleştiğini görebilmek için ölmemek istiyorum...
*Çocukların boktan sebeplerle ölmeyeceği bir yer haline gelsin isiyorum şu dünya...


Umarım benim ve herkesin beklentileri gerçekleşir...Amin...:)

Sözün bittiği yer...

Sözün bittiği yerdeyiz...
Bu kadar aciz kalmak insani gerçekten kahrediyor, başka bir şey düşünemeyecek hale getiriyor. İnsanlar, çocuklar ölüyor. Evler, okullar, hastaneler bombalanıyor, bir halk yok oluyor ve biz izliyoruz.

İsrail insanlık suçu işlerken, bütün dünyanın da duygusal bir film izler gibi izlediği katliam var şimdi Filistinde. En acı olanı ise canlı yayında bir halkın ne kadar aciz duruma düştüğünü, gökten düşen her bomba ile hiçbir suçu olmayan insanların ölüyor olduğunu oturduğumuz yerden izliyor olmamız.
60 yılı aşkın süredir kendi ülkesinde esir hayatı yaşayan Filistin halkı Allah ile başbaşa kalmış durumda. Yarısı mülteci, diğer yarısı esir durumda. İki sıfata bürünen bu halkın tamamına çok sefil bir hayat yaşatılıyor. Uğradıkları zulmü gören, destekleyen bir ülke ne yazık ki hiç olmadı. Üniversite tatili için ülkelerine gelen öğrencilerin okullarına geri dönemeyecekleri bir baskı ile yaşayan Filistin halkına yapılan bu katliamı "hak ettiler " diyerek geçiştiren insanlar, İsrail'in kendini savunduğunu açıklayan ülkeler ve topluluklar ise akıl suçu işleyerek tarihe geçiyorlar. Yaralananların götürüldüğü hastaneleri, Allah'tan başka yardım edecek kimseleri olmayan zavallı halkı, Allah'a el açarken camilerde bombalayanların insan olduğuna inanmak ise tam bir akıl tutulması olsa gerek.


Avrupa birliği, bu harekat savunma adına yapılmıştır diyor; Fransa, hem hamas'ı hem israil'i kınadığını söylüyor; başbakanımız her zamanki gibi 'kararlı', arap ülkelerini gezip, krallarla 'kararlı' bir gülümseme ile poz veriyor, ben de bilgisayar başında oturmuş, saldırılarda yaralanan, Mısır'da tedavi gören, filistinli bir genci dinliyorum. Bakın ne diyor filistinli genç:
- İki abimi geçen senelerde Filistin'e şehit verdim. Kardeşim, annem ve babam, bu son saldırılarda şehit oldu. Ben de iyileşir iyileşmez geri dönüp şehit olacağım.

Şimdi de Filistin-Mısır sınır kapısından bildiren savaş muhabirini dinleyelim;
- İsrail'in baskısı ile ağır yaralılar dışında kimsenin çıkışına izin verilmiyor, buna rağmen bir çok Filistinli, sadece yarım saat açık tutulan sınır kapısından akın akın ülkelerine girmeye çalışıyorlar. Bu manzarayı anlatmak güç,çünkü dönmeye çalıştıkları topraklarında son 4 saatte 100'ü çocuk olmak üzere 500 kişi hayatını kaybetti.

Filistinlilerin önünde iki seçenek bulunuyor. Ya teslim olacaklar ya da savaşarak ölecekler. Bu coğrafya söz konusu olduğunda ikinci seçenek dışında bir sonuç söz konusu değil. Sanki hepsi tek vücut olmuş ölüme gidiyor. Bu sırada dünya denilen eceli yakın kürenin diğer bir köşesinde BM güvenlik konseyi, olağanüstü toplanıyor. Amaç--gerçi amaç demek yanlış olur-- iddaları, taraflara ateşkes çağrısı yapmak.

Libya'nın girişimleri sonucunda başlıyor görüşme. Diyor ki Amerika :israil'in kendini savunma hakkı, müzakere dahi edilemez. Bırakın ateşkes çağrısını, ortak bir basın açıklaması dahi yapılamıyor.

Bir gazetenin internet sitesinde Hayrünisa Gül hanım'ın fotoğrafı gözüme ilişiyor. Acaba o ne düşünüyor diyorum kendi kendime. Kolay değil 500 din kardeşini kaybetti son saatlerde. Tıklıyorum resmine;- kocam george clooney'den daha yakışıklı-yazıyor haber başlığında.Kapatıyorum sayfayı hemen..
Terörist olmak, intihar bombacısı olmak çokta akıl almaz gelmiyor.



Aslında yazılacak pek çok şey var.........

Ne demişti Yıldırım Beyazıd:Korkarim bu İsrail denen kudurmuş köpek bir nükleer savaşın baslangıç nedeni olacak.

İronik ilişkiler yumağı...

Arkadaşlar arasında oluşan gruplaşmalar sebebiyle girdik bir tartışmanın içine bakalım.Lakin biz çıkamadık şu kadınlarla erkekler arasında ne olduğu belli olmayan ilişki yumağının içinden.Tartıştıklarımızdan çıkan sonuçları yazayım,paylaşayım bir de blogdaşların fikrini alayım dedim...





Şimdi efendim genel olarak dışardan bakıldığında erkek kadını elde etmek için türlü stratejiler izler,kadın ise çabuk beğenilmek ister ama hemen elde edilmek istemez..Her iki tarafta planlı/plansız davranışlar sergileyerek amaçlarına ulaşmayı arzular.ancak bu zafere ulaşma aşamasında her iki cins nedense yavşakça maske takar.Maalesef güzel yurdumuzda işin aslı budur.Sistem bu şekilde işelemektedir.Kaçan daima kovalanacaktır,her zaman seven degil sokan beğenilecektir.



Mesela bir kadını/erkeği elde etmenin yolu;ona bir süre ilgi gösterip daha sonra kendini geri çekmekte,cool takılmaktan geçer.Evet kişinin sevdasından midesine kramplar giriyordur ancak salya sümük işe girişip duygularını belli ederse karşı taraf ne kadar iyi niyetli olursa olsun boru gibi bir eksi puanı hanesinde görecektir.Duygularını g izleyip hareket ettiği takdirde başarı şansı daha fazladır.



Halbuki tüm bu oyunlara ne gerek vardır?Bir kişi bir başka kişiyi seviyorsa seviyordur ya da sevmiyordur.Neden davranışlar maskelenmelidir?Neden duygular dizginlenmeli,karşı tarafa belli edilmemelidir?.....Belli edilirse gizem kalmaz çünkü.Bu mudur yani bir ilişkinin OLUR sıfatını kazanmasının tek yolu?Zerre kadar dürüstülük var mıdır peki bu durumda? İşte tehlike çanları en baştan çalmıştır,en baştan yalanlar üzerine temeller atılmıştır...Bundan sonrasında da hepimizin başına en az bir defa gelmiş olan sancılı ilişkiler başlar işte....Sonrası malum...



Erkekler kendince kadınlar kendince haklı sonuçta.Erkek adam araba,futbol,cep telefonu triosunu kendine yaşam felsefesi edinmişken hatun kişinin romantik taleplerine de cevap vermek zorundadır.Vermez ise öküzlük mertebesine erdirilmemesi mümkün değildir.Kendini erkeğin dünyasının merkezine koymak isteyen hatın kişisi hiçbir zaman erkeğini merkez yapmaz.Kadın erkeğin,erkek de kadının ortak hayatları dışında da hayatları olduğunu kabul edemeklerinden olsa gerek bütün ilişiler sakattır incir ağacından düşmüşcesine...Bize de bu sakatlıkları onarmak düşer her defasında...



Bu yazacaklarımda benim her iki cins için tavsiyelerim nacizane...

-Puşt olmak efendi olmaktan daha iyi prim yapar(kızmayın erkekler ama durum bu..biz kadınlara akıllı uslu adam yaramaz..biz de nerede arızalı var onları bulur alırız hayatımıza zaten)

-Zamanı gelince geri çekilmeyi bil.Bırak o biraz ilgilensin seninle.Baymaaaa...

-Arama,sorma,konuşma,fazla görüşme.Konuştuğunda,görüştüğünde kısa kes,gizemin olsın;)

-Yeri gelince öküz ol(ama alışkanlık haline getirme)

-Zırt pırt hediye alıp karşı tarafın beklentilerini yükseltme.

-Olmuyorsa asla saplantı haline getirme,kes at...



ve atalardan kalan en delikanlı kuralı uygula;

EY SEVDASINDAN GÖZLERİ PERDELENMİŞ KİŞİ....SEN,SENİN ÇOK SEVDİĞİNİ DEĞİL,SENİ ÇOK SEVENİ SEV...BİL Kİ O SENİN İÇİN HERŞEYİ YAPACAKTIR...